Kliniğimizde yüksek riskli servikal değişiklik nedeniyle LEEP konizasyon operasyonu yapılan hastaların operasyon sonrası kısa dönem co-test sonuçlarının değerlendirilmesi ve LEEP operasyonunun HPV eradikasyonu üzerindeki etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: DİYAR CANAN
Danışman: Arzu Bilge TEKİN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Human Papilloma Virüs (HPV), özellikle serviks kanseri başta olmak üzere anogenital ve orofaringeal kanserlerin gelişiminde önemli rol oynayan yaygın bir virüstür. Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar arasında en sık görülen etkenlerden biri olup, çoğu birey yaşamının bir döneminde HPV ile karşılaşmaktadır. HPV'nin 200'den fazla tipi tanımlanmıştır ve bunlar düşük riskli ve yüksek riskli tipler olarak sınıflandırılır. Düşük riskli tipler (özellikle HPV 6 ve 11) genellikle genital siğillere yol açarken, yüksek riskli tipler (özellikle HPV 16 ve 18) servikal intraepitelyal neoplazi ve serviks kanseri ile güçlü ilişki gösterir. HPV enfeksiyonlarının büyük çoğunluğu bağışıklık sistemi tarafından temizlenirken, persistan enfeksiyonlar malign dönüşüm açısından risk taşır. Bu nedenle HPV enfeksiyonunun erken tanınması ve uygun şekilde izlenmesi büyük önem taşır. Servikal kanser tarama programları, HPV ilişkili lezyonların erken dönemde saptanmasını sağlayarak mortaliteyi azaltmaktadır. HPV'den korunmada en etkili yöntemlerden biri aşılamadır ve özellikle cinsel aktivite başlamadan önce uygulanması önerilmektedir. Bunun yanı sıra düzenli tarama testleri (Pap smear ve HPV DNA testi) erken tanı açısından kritik rol oynar. Kondom kullanımı bulaş riskini azaltmakla birlikte tam koruma sağlamaz. Cinsel partner sayısının sınırlandırılması ve güvenli cinsel davranışlar da korunmada önemlidir. Tüm korunma yöntemlerine rağmen Hpv bulaşı ve sitolojide yüksek riskli değişiklik olduğunda en önemli müdahele serviksin sirküler şekilde çıkarıldığı LEEP konizasyon işlemi olmaktadır. Bu çalışmada amaç LEEP operasyonu sonrası kısa dönemde (6.ay) Cotest sonuçlarının değerlendirilmesi ve bu operasyonun sitolojik regresyon ile birlikte hpv eradikasyonuna katkı sağlayıp sağlamadığını görmektir. Gereç ve Yöntem: Sancaktepe Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1 Mayıs 2020 ve 1 Mayıs 2025 tarihleri arasında kadın hastalıkları ve doğum kliniğimizde LEEP operasyonu yapılan ve postoperatif 6.ay smear kontrolü yapılan 90 hastanın cotest sonuçlarını inceledik.Bu incelemede operasyon sonrası sitolojide iyileşme, hpv eradikasyonu yüzdelerini hesapladık. Bulgular :Bu çalışmada toplam 90 hastada LEEP işleminin sitolojik, histopatolojik ve HPV eradikasyonu üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Hastaların büyük çoğunluğunda LEEP sonrası hem sitolojik iyileşme hem de HPV eradikasyonu sağlanmış olup, HPV eradikasyon oranı % 84.4 ve sitolojik regresyon oranı %74.4 olarak bulunmuştur. Preoperatif ve postoperatif smear sonuçları ile HPV dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanması, LEEP işleminin sitolojik ve virolojik açıdan etkinliğini göstermektedir. LEEP sonrası histopatolojik incelemede hastaların %61.1'inde yüksek dereceli lezyon (CIN2–CIN3) saptanmıştır. Kolposkopi bulguları ile LEEP patoloji sonuçları arasında anlamlı bir ilişki ve uyum bulunmamış, kolposkopinin lezyon derecesini belirlemede sınırlı doğruluğa sahip olabileceği gösterilmiştir. HPV tipi ile kolposkopi ve patoloji sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamış olmakla birlikte, HPV 16 pozitif hastalarda yüksek dereceli lezyon oranlarının nispeten daha yüksek olduğu dikkat çekmiştir. Yaş, gravida ve parite gibi demografik değişkenlerin HPV eradikasyonu ile ilişkili olmadığı bulunmuştur. Lojistik regresyon analizinde diyabetes mellitus ile HPV eradikasyonu arasında zayıf bir ilişki gözlenmiş ancak bu ilişki çok değişkenli analizde anlamlılığını kaybetmiştir. LEEP öncesi sitolojik bulgular HPV eradikasyonu ile ilişkili bulunmazken, LEEP sonrası sitolojik durumun HPV persistansı ile anlamlı şekilde ilişkili olduğu gösterilmiştir. Genel olarak LEEP işleminin servikal lezyonların tedavisinde ve HPV enfeksiyonunun kontrolünde etkili bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç: Bu çalışmada HPV tipine göre LEEP sonrası eradikasyon durumları değerlendirildiğinde, yüksek riskli HPV pozitif hastaların büyük çoğunluğunda eradikasyon sağlandığı, daha düşük oranda ise persistans izlendiği saptanmıştır. HPV 16 pozitif hastalarda eradikasyon oranının diğer gruplara kıyasla daha düşük olduğu, buna karşılık HPV 18/45 pozitif hastaların tamamında eradikasyon sağlandığı görülmüştür. Bununla birlikte genel değerlendirmede hastaların %84.4'ünde HPV eradikasyonu sağlanmış olup, HPV tipi ile eradikasyon oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. LEEP sonrası sitolojik değerlendirmede hastaların büyük çoğunluğunda normal sitoloji izlenirken, daha düşük oranlarda servisit, ASCUS, LSIL ve nadiren HSIL saptanmıştır. LEEP öncesi ve sonrası smear sitoloji dağılımları karşılaştırıldığında, postoperatif dönemde sitolojik sonuçlarda istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular LEEP işleminin yalnızca histopatolojik değil, aynı zamanda sitolojik açıdan da etkin bir tedavi yöntemi olduğunu göstermektedir. HPV durumu ile sitolojik değişim arasındaki ilişki incelendiğinde, HPV eradikasyonu sağlanan hastalarda sitolojik regresyon oranının belirgin şekilde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Genel dağılımda hastaların çoğunluğunda sitolojik regresyon gözlenirken, daha az sayıda hastada stabil seyir ve progresyon izlenmiştir. Bu durum, HPV eradikasyonunun sitolojik iyileşme ile yakından ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Bu doğrultuda, HPV persistansı olmayan hastalarda postoperatif takip sıklığının azaltılabileceği yönünde klinik değerlendirmeler yapılabilir. Demografik özellikler açısından değerlendirildiğinde, HPV eradikasyonu olan ve olmayan hastalar arasında yaş ve gravida bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Kronik hastalıklar incelendiğinde ise diyabetes mellitus varlığı ile HPV eradikasyonu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, ancak hipertansiyon, tiroid hastalıkları, astım ve diğer kronik hastalıklar ile anlamlı bir ilişki gösterilememiştir. Bu bulgular, bazı sistemik hastalıkların HPV persistansı üzerinde etkili olabileceğini düşündürmekle birlikte, bu ilişkinin daha geniş örneklemli çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, LEEP işleminin HPV eradikasyonu ve sitolojik iyileşme üzerinde yüksek oranda etkili olduğu, HPV tipinin tek başına belirleyici olmadığı ve HPV eradikasyonunun sitolojik düzelme ile yakından ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular, LEEP sonrası takip stratejilerinin bireyselleştirilmesi açısından klinik olarak önem taşımaktadır.