Çölyak hastalarının TP-e intervali ve QT dispersiyon değerlerinin sağlıklı çocukların TP-e intervali ve QT dispersiyon değerleri ile karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL HASEKİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: HAKAN BİRİNCİ

Danışman: Canan YOLCU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Çölyak hastalığı (ÇH, gluten enteropatisi) genetik olarak duyarlı kişilerde başlıca buğdaydaki gluten ve arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllardaki gluten benzeri diğer tahıl proteinlerine karşı kalıcı intolerans olarak otoimmun mekanizmalar ile gelişen proksimal ince barsak hastalığıdır. Çölyak hastalığında kardiyovasküler komplikasyonlar morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenlerinden biri olarak bilinmektedir. Otoimmün miyokardit, idyopatik dilate kardiyomiyopati, iskemik kalp hastalığı ve aort fonksiyonlarında bozulma görülebilir. Sol ventrikül fonksiyon bozukluğu aritmi gelişmesine yol açmaktadır. Kardiyak repolarizasyon süresinde uzama kalbin ventriküler aritmilere duyarlılığını arttırmaktadır. Repolarizasyon düzensizliğine bağlı ventriküler aritmilerin önceden belirlenmesinde değişik yöntemler kullanılmaktadır. Çalışmamızda çölyak hastalarının Tp-e intervali ve QT dispersiyon değerleri ile sağlıklı çocukların Tp-e intervali ve QT dispersiyon değerleri karşılaştırılarak çölyak hastalığının çocuklarda kardiyak elektriksel aktiviteye etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 57 çölyak hastası ve 57 sağlıklı olgu dahil edilmiştir. Çölyak hastaların fizik muayeneleri ve antropometrik ölçümleri yapılarak, rutin kan tetkikleri (lökosit, nötrofil, lenfosit, eozinofil, hemoglobin, hematokrit, trombosit, ALT, AST, üre, kreatinin, ferritin, B12 vitamini, folik asit, CRP, TSH, FT4, IgA, glukoz, çölyak otoantikorları), tanı yaşları, başvuru şikayetleri, diyet uyumları, endoskopi ve patoloji bulguları prospektif olarak standardize edilmiş bir form ile kayıt altına alınmıştır. Tüm olguların EKG parametreleri hesaplanmış ve ekokardiyografi bulguları not edilmiştir. Çalışma için etik kurul onayı alınmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS 15.0 programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 57 hastanın 32'si (%56,1) kız, 25'i (%43,9) erkek hastadan oluşmaktaydı. Kontrol grubunun 35'i kız (%61,4), 22'si (%38,6) erkek olgudan oluşmaktaydı. Her iki grup arasında cinsiyet dağılımları açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0,568). Hasta ve kontrol grubu arasında kalp hızı açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0,858). Hasta ve kontrol grupları EKG parametreleri açısından karşılaştırıldı. Hasta ve kontrol grupları arasında P dalgası, PR intervali, QRS kompleksi, QT intervali, QTc değerleri açısından anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p=0,726; p=0,372; p=0,053; p=0,870 ve p=0,748). Hem hasta hem de kontrol grubunda QTc değeri >440 msn olan hiçbir olgu yoktu. Hasta grubunda Tp-e intervali ortalama 77,2±6,9 msn olarak saptandı. Kontrol grubunda Tp-e intervali ortalama 59,1±7,2 msn olarak saptandı. Tp-e intervali hasta grubunda kontrol grubu ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,001). Hasta grubunda Tp-e/QT oranı ve Tp-e/QTc oranı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (p<0,001 ve p<0,001). Hasta ve kontrol grupları arasında QT minimum, QT maksimum, QT dispersiyonu, QTc minimum, QTc maksimum ve QTc dispersiyonu değerleri karşılaştırıldı. Gruplar arasında bu parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p=0,846; p=0,810; p=0,188; p=0,568; p=0,662; p=0,320). Hasta grubunda; doku transglutaminaz IgA pozitif olan 37 (%64,9) hastada Tp-e intervali, Tp-e/QT oranı, Tp-e/QTc oranı doku transglutaminaz IgA negatif olan 20 (%35,1) hastaya kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptandı (sırasıyla p=0,036; p=0,005; p=0,032). Ejeksiyon fraksiyonu ve fraksiyonel kısalma değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük saptandı (sırasıyla p=0,001 ve p=0,002). Sonuç: Çalışmamız çocukluk yaş grubu çölyak hastalarında ileride oluşacak kardiyovasküler olayların erken dönem bulgularını yakalamak açısından önemli bulgular vermektedir. Normal popülasyona göre elde edilen repolarizasyon farklılıkları çölyak hastalığı ile ilişkili erken dönem subklinik bulguları yansıtıyor olabilir. Bu erken dönem değişikliklerin yakalanabilmesi ve ilerideki anlamı için prospektif daha geniş katılımlı çalışmalara ihtiyaç vardır.