Kahramanmaraş depremleri sonrası ezilme sendromu tanısı ile yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda laktat klirensinin prognostik değeri
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, KAYSERİ ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MERVE ELMAAĞAÇ
Danışman: Deniz AVCI
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:ÖZET Giriş ve Amaç: Depremler, yer kabuğundaki fay hatlarının ani hareketleri sonucu meydana gelen ve büyük yıkımlara yol açan doğal afetlerdir. Bu felaketler sırasında görülen en ciddi yaralanmalardan biri ezilme sendromu olup, uzun süre enkaz altında kalan bireylerde kas dokusunun yıkımına bağlı hayati tehdit oluşturan sistemik komplikasyonlara yol açabilir. Laktat ise kritik hastalarda doku perfüzyonunun belirteci olarak kullanılan bir parametredir. Laktat düzeyleri değişkenlik gösterebildiğinden, tek bir ölçüm yerine laktat konsantrasyon değişikliğinin hesaplanmasından elde edilen laktat klirensi, klinik değerlendirme açısından kolay ve ulaşılabilir bir yöntemdir. Bizler de bu çalışmamızda, ezilme sendromu tanısıyla YBÜ'de takip edilen hastaların demografik ve klinik özelliklerinin yanı sıra başvuru anı, 24. ve 48. saatlerdeki laktat klirenslerinin hesaplanmasını, bu parametrelerin hastaların morbidite ve mortalitesi üzerindeki etkisini, prognostik açıdan değerli olabileceğini göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: 6 Şubat 2023 tarihindeki Kahramanmaraş depremleri sonrasında, hastanemize ilk 7 gün içerisinde ayaktan ya da sevk yoluyla başvurmuş olan hastalar, ICD-10'a göre X34 kodu "Deprem Kurbanı" ile arşiv kayıtlarında geriye yönelik olarak incelendi. 18 yaş ve üzeri, CK düzeyi 1000 ve üzerinde olan, ezilme sendromu tanısı ile YBÜ'de takip edilen hastalar çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Çalışmamıza 58'i (%48) erkek, 62'si (%52) kadın olmak üzere toplam 120 hasta dahil edildi. Hastalardan 22'sinin (%18,3) öldüğü, 98'inin (%81,7) yaşadığı görüldü. Tüm hastaların yaş ortalaması 40,5 iken yaşayanların 38,5, ölenlerin ise 49,5 olarak hesaplandı. Enkaz altında kalınan süre ortancasının 14 saat olduğu saptandı. Mortalitenin yaşla birlikte arttığı tespit edilirken, cinsiyet ve enkaz altında kalınan süre ile ilişkisiz olduğu görüldü. Çalışmamızda mortal seyreden olgularda batın travması sıklığı, ABY gelişimi; HD, entübasyon ve inotropik ajan ihtiyacı anlamlı olarak yüksek saptandı. Kompartman sendromu gelişimi ve fasyotomi, ampütasyon gibi cerrahi işlemlerle mortalite arasında ilişki saptanmadı. Hastaların acil ve YBÜ'deki vital parametreleri değerlendirildiğinde; mortal seyreden olguların YBÜ'deki sistolik ve diastolik kan basıncı ile ortalama arter basıncının düşük olduğu görüldü. Mortal seyreden olgularda, travma skorlamalarından GKS ve RTS değerlerinin düşük; yoğun bakım skorlamalarından APACHE-II ve SAPS-II değerlerinin ise yüksek olduğu saptandı. Hastalardan YBÜ yatışında alınan ve anlamlı mikroorganizma üremesi tespit edilen kültür örneklerinde; ETA kültürü üremesi olanlarda mortalitenin yüksek olduğu tespit edildi. YBÜ ve hastane yatış süresi uzadıkça kültür üremelerinin anlamlı olarak arttığı görüldü. Mortal seyreden vakalara trombosit süspansiyonu ve TDP replasmanının daha fazla yapıldığı tespit edildi. Hastalardan çalışılan kan tetkikleri sonucunda, mortal seyreden olgularda BUN ve INR değerlerinin anlamlı yüksek; albümin, hemoglobin, hematokrit ve fibrinojen değerlerinin ise anlamlı düşük olduğu saptandı. Mortal seyreden olgularda laktat değerlerinin yüksek seyrettiği; laktat klirenslerinin düşük ve negatif yöne doğru kaymasıyla mortalitenin arttığı gözlendi. Laktat klirensleri ile toraks travmaları, özellikli olarak da hemotoraks alt grubu ve vertebra fraktürleri arasında istatistiksel anlamlılık saptandı. Laktat klirensleri ile fasyotomi, ampütasyon, oligüri/anüri, ABY, HD ve kan ürünleri alımı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. İnotropik ajan ihtiyacı olan hastalarda laktat klirenslerinin anlamlı düşük olduğu saptandı. Laktat klirensleri ile yoğun bakım skorlamalarından olan APACHE-II ve SAPS-II arasında ise negatif yönde zayıf bir korelasyon saptandı (p:0,014 r:-0,258). Mortaliteyi öngörme açısından laktat klirensleri arasında yapılan ROC analizleri sonucu uygun kesim noktaları alındığında; 0-24.saat laktat klirensinin sensitivitesi %90,48 ve spesifitesi %80,46, 0-48.saat laktat klirensinin sensitivitesi %86,67 ve spesifitesi %82,14, 24-48.saat laktat klirensinin ise sensitivitesi %80,00 ve spesifitesi %92,40 olarak hesaplandı. Sonuç: Deprem gibi şiddetli bir kitlesel afet sonucunda ezilme sendromu gelişen ve yoğun bakım ünitelerinde takip edilen bu özel hasta grubunda; literatürdeki sepsis ve septik şok durumu, postoperatif hasta gruplarında yapılan çalışmalarla benzer şekilde; laktat yüksekliği ile klirensin düşük ve negatif değerlerinin mortaliteyi arttırdığı gözlenmiştir. Bu açıdan ezilme sendromu saptanan hastalarda seri laktat ölçümü ve klirens hesaplanması mortaliteyi göstermede kullanılabilecek bir parametredir. Anahtar Kelimeler: deprem, ezilme sendromu, kompartman, laktat, klirens