Postentübasyon trakeal stenoz sebebiyle opere edilen COVID-19 ve non-COVID-19 vakaların klinik ve patolojik değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BEHAEDDİN RAŞİD HAN YÜCE

Danışman: Erdal YEKELER

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Postentübasyon trakeal stenoz (PETS), trakeal stenozun en sık sebebi olmaya devam etmektedir. Hastanın yaşam kalitesini doğrudan etkilemekte, semptomların şiddetlenmesiyle mortal seyredebilmekte ve etyolojisinin çoğunluğunu önlenebilir sebepler oluşturmaktadır. Çalışmamızda Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) pandemisi sürecinde kliniğimizde trakea rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonu yapılmış olan vakaların klinik, radyolojik ve patolojik olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif planlanmış olup COVID-19 pandemisinin ilanından sonra kliniğimizde postentübasyon trakeal stenoz sebebiyle trakea rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonu uygulanan ilk tarih olan 17 Mart 2020 ile COVID-19 pozitifliği sebebiyle yoğun bakım yatışı sonrası postentübasyon trakeal stenoz gelişen vakaya trakea rezeksiyonu ve rekonstrüksiyonu yapılan son tarih olan 31 Mayıs 2022 tarihleri arasında opere edilen 14'ü COVID-19 öyküsü olan toplam 44 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Hastaların yoğun bakım ünitesine yatış sebebi, süresi, entübasyon süresi, yoğun bakım ünitesinden taburculukla cerrahi arasında geçen süre, rijid bronkoskopi ile dilatasyon sayısı, ek hastalık durumu, trakeostomi durumu, stenozun seviyesi ve sınıflandırması, stenotik segmentin radyolojik ve patolojik uzunluğu, rezeksiyon materyallerinde epitel değişiklikleri, subepitelyal müköz gland değişiklikleri, stromal değişiklikler ve kıkırdak değişiklikleri değerlendirilmiştir. Bulgular: COVID-19 öyküsü olan hastaların COVID-19 öyküsü olmayan hastalara göre yoğun bakım ünitesi yatış ve entübasyon süresinin daha uzun olduğu, rezeksiyon materyallerinde daha yüksek oranda hafif ve orta derecede apopitoz, kronik inflamasyon, plazma baskın hücresel bileşen, hafif derecede keloid tip kollajen, orta derecede matür vaskülarite saptanmış olup bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç: PETS, entübasyonun bir komplikasyonu olmaya devam etmektedir. Çalışmamızda COVID-19 pandemisi gibi entübasyon sayı ve sürelerinin arttığı, hasta bakımının zorlaştığı süreçlerde inflamatuvar durumlar ve immün yanıtın da trakeada farklı histopatolojik bulgularla PETS oluşumuna katkı sağladığı sonucuna ulaştık.