Yumuşak doku lezyonlarının tanısında ve hastaların bir üst basamak tedavi merkezlerine yönlendirilmesinde klinik ve ultrasonografik değerlendirmenin önemi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, KONYA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MEHMET ALAKUŞ

Danışman: Mehmet Ali ERYILMAZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yumuşak doku lezyonlarının tanısında, öykü ve fizik muayeneye ek olarak ultrasonografi yönteminin tanıya katkısını belirlemek ve yaygın görülen yumuşak doku lezyonları hakkında bilgi sahibi olmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı bir araştırma olup, çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile hekimliği ve Radyoloji kliniğine, Mart 2019 ile Mart 2020 tarihleri arasında 18-65 yaş arası yüzeysel yumuşak dokularda şişlik şikayeti ile başvuran 213 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan bireylerden ayrıntılı öykü alınıp detaylı fizik muayene yapıldıktan sonra, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Radyoloji Bölümünde deneyimli uzman Radyolog gözetiminde hastaların ultrasonografi tetkikleri yapıldı. İleri inceleme (Manyetik rezonans görüntüleme veya biyopsi) yapılan hastaların sonuçları hasta takip sistemi üzerinden takip edildi. Verilerin analizinde Statistical Package for Social Sciences for Windows version 22,0 (SPSS) yazılımı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan 213 hastanın yaş ortalaması 42,5 ± 14,7 yıl (min:18 maks:65) idi ve hastaların 85'i (%39,9) erkek, 128'i (%60,1) kadın idi. Çalışmaya dahil edilen toplam 213 hasta sadece klinik bulgular ile değerlendirildiğinde; 175 (%82,2) hastaya ileri inceleme önerildi, 38 (%17,8) hastaya ileri inceleme önerilmedi. Hastalar klinik bulgular ve ultrasonografi bulguları ile birlikte değerlendirildiğinde ise; 36 (%16,9) hastaya ileri inceleme (Manyetik rezonans görüntüleme veya biyopsi) önerildi, 177 (%83,1) hastaya ileri inceleme (Manyetik rezonans görüntüleme veya biyopsi) önerilmedi. Sadece klinik bulgular ile ileri inceleme önerilen hasta sayısı ile klinik ve USG bulguları ile ileri inceleme önerilen hasta sayısı arasında anlamlı fark saptandı (p=0,010). Hastalar klinik ve ultrasonografi bulguları ile birlikte değerlendirildiğinde; en sık görülen ön tanılar sırasıyla 46 (%21,6) lipom, 31 (%14,6) reaktif lenf nodu, 26 (%12,2) ganglion kisti, 17 (%8,0) epidermal inklüzyon kisti ve 12 (%5,6) abse ile uyumlu idi. Bu lezyonların görülme sıklığı cinsiyete göre karşılaştırıldığında ise sadece ganglion kistinin kadınlarda daha sık görüldüğü anlamlı olarak saptandı (p=0,002). Çalışmaya dahil edilen tüm hastalar, hasta takip sisteminden incelendiğinde toplam 37 (%17,3) hastamıza ileri inceleme (Manyetik rezonans görüntüleme, biyopsi) uygulandı. Hastalardan 9 (%4,2) tanesine manyetik rezonans görüntüleme, 28 (%13,1) tanesine ise biyopsi işlemi uygulanarak histopatolojik değerlendirme yapıldı. Çalışmada yer alan toplam 213 hastanın; 2'si (%0,9) histopatolojik olarak kesin malignite tanısı aldı, 2'si (%0,9) ise malignite açısından yüksek şüpheli idi ve ileri inceleme önerildi. 209 (%98,2) hastanın lezyonu benign karakterli idi. Sonuç: Sadece öykü ve fizik muayene yöntemleri yumuşak doku lezyonlarının tanısında maalesef yetersizdir. Ultrasonografi benign lezyonları tanımada ve malign lezyonlardan ayırmada tanıya önemli katkı sağlamaktadır. Bu nedenle birinci basamak merkezlerde ultrasonografi kullanımı, yumuşak doku lezyonlarının ayırımı için etkili bir yöntem ve triyaj aracı olabilir. Böylece hasta maliyetleri azaltılabilir. Anahtar kelimeler: Fizik muayene, Tıbbi Öykü, Ultrasonografi, Yumuşak doku lezyonları