Preeklampsiyi öngörmede birinci trimester eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı tam kan hücre indekslerinin rolü


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EDANUR NAZLIGÜL

Danışman: Niyazi TUĞ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

AMAÇ: Preeklampsi, gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan, hipertansiyon ve proteinüri ile karakterize, maternal ve perinatal morbidite ile mortalitenin en önemli nedenlerinden biridir. Küresel ölçekte gebelikle ilişkili ölümlerin yaklaşık %10–15'inden sorumlu olan bu sendrom, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi sağlık yükü oluşturmaktadır. Etiyopatogenezi tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, plasental iskemi, endotel disfonksiyonu, oksidatif stres ve sistemik inflamatuvar yanıtın hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, preeklampsinin oluşumunda rol oynayabilecek immünolojik hücre parametrelerinin -özellikle eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı hematolojik indekslerin (Eozinofil/Lenfosit Oranı (ELR), Eozinofil/Monosit Oranı (EMR), Eozinofil/Nötrofil Oranı (ENR))- preeklampsi şiddetiyle olan ilişkilerini araştırmak ve bu parametrelerin hastalığın erken öngörüsündeki tanısal değerini değerlendirmektir. Literatürde eozinofil bazlı indekslerin preeklampsi ile ilişkisini sistematik olarak inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunduğundan, bu araştırma hematolojik immün göstergelerin preeklampsi patogenezindeki potansiyel rollerini ortaya koymayı hedeflemiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma retrospektif olgu-kontrol tasarımında gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde, 2021–2024 yılları arasında takip edilen 200 gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Örneklem büyüklüğü, G*Power 3.1.9.7 programı ile yapılan ön power analizi sonucunda belirlenmiş olup, mevcut örneklem ile çalışmanın gücü %92 olarak hesaplanmıştır. Katılımcılar kontrol, hafif preeklampsi ve şiddetli preeklampsi olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Birinci trimesterde yapılan rutin tam kan sayımı (CBC) sonuçlarından elde edilen hematolojik parametreler değerlendirilmiştir. Veriler, demografik özellikler, klinik parametreler, hematolojik parametreler (mutlak değerler kullanılarak) ve özellikle eozinofil mutlak sayısı ile eozinofil tabanlı indeksler (ELR: Eozinofil/Lenfosit Oranı, EMR: Eozinofil/Monosit Oranı, ENR: Eozinofil/Nötrofil Oranı, EPO: Eozinofil Ürünü) açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 28.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programında analiz edilmiştir. Gruplar arası farklılıklar Kruskal–Wallis testi ile analiz edilmiş, anlamlılık saptandığında Dunn–Bonferroni post-hoc testiuygulanmıştır. Eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı indekslerin preeklampsiyi öngörmedeki tanısal performansları ROC (Receiver Operating Characteristic) eğrisi analiziyle değerlendirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen preeklampsi olgularında yaş ortalaması 28,4 ± 6,5 yıl, kontrol grubunda 27,6 ± 6,1 yıl olup fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,318). Vücut kitle indeksi (BMI) preeklampsi grubunda anlamlı olarak daha yüksektir (31,2 ± 5,4 kg/m² vs. 28,7 ± 4,8 kg/m², p=0,002). Doğum haftası preeklampsi grubunda 36,3 ± 2,7 hafta, kontrol grubunda 38,4 ± 1,9 hafta olarak saptanmış ve fark anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Doğum ağırlığı preeklampsi grubunda ortalama 2630 ± 740 g, kontrol grubunda 3150 ± 590 g olup fark anlamlıdır (p<0,001). Hematolojik parametreler incelendiğinde, preeklampsi grubunda beyaz küre (WBC) (p<0,05), nötrofil oranı, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) (p=0,014) ve sistemik immün-inflamasyon indeksi (SII) (p<0,001) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Buna karşın lenfosit oranı (p<0,05) ve ortalama trombosit hacmi (MPV) (p<0,05) kontrol grubunda daha yüksektir. Eozinofil sayısı (p=0,175) ve eozinofil bazlı indeksler olan ELR (p=0,863), ENR (p=0,123) ve EMR (p=0,084) açısından anlamlı fark saptanmamıştır, ancak EMR değerlerinde anlamlılığa yakın bir artış eğilimi gözlenmiştir. Alt grup analizlerinde, şiddetli preeklampsi olgularında SII ve NLR değerleri, hafif preeklampsi olgularına kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). ROC analizine göre SII (AUC=0,636, p=0,001) ve NLR (AUC=0,601, p=0,011), preeklampsi gelişimini öngörmede en yüksek tanısal değere sahip parametreler olarak belirlenmiştir. SONUÇ: Bu çalışma, preeklampsinin erken dönemde öngörülmesinde kolay erişilebilir hematolojik parametrelerden özellikle SII, NLR, WBC ve nötrofil oranlarının anlamlı farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, preeklampsinin inflamatuvar temelli patogenezini desteklemekte ve tam kan parametrelerinin tanısal açıdan değerli olabileceğini göstermektedir. Buna karşın, eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı indekslerin (ELR, EMR, ENR) preeklampsi tanısı veya şiddetiyle anlamlı bir ilişki göstermemesi, bu parametrelerin klinik öngörüde sınırlı kullanılabilirliğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, inflamasyonla ilişkili hematolojik indekslerin preeklampsinin erken tanı ve risk değerlendirmesinde tamamlayıcı biyobelirteçler olarak değerlendirilebileceği, ancak eozinofil temelli göstergelerin klinik öneminin netleştirilmesi için geniş örneklemli, prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.