Nebülizatör kullanımıyla,hastaneye yatış gerektiren kronik obstruktif akciğer hastalığı atak sıklığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İZMİR DR. SUAT SEREN GÖĞÜS HASTALIKLARI VE CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2017
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SİNEM DAĞLI
Danışman: Ali Kadri ÇIRAK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:GİRİŞ: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) tüm dünya ülkelerinde önemli bir sağlık sorunudur. En yaygın kronik morbidite ve mortalite nedenleri arasında dördüncü sırada yer almakta ve önümüzdeki yıllarda hastalığın prevalansında ve mortalitesinde ciddi artışlar olacağı tahmin edilmektedir. KOAH seyri esnasında semptomların kötüleşmesi ile karakterize olan ataklar sık (yılda 1-3 kez) görülmektedir. KOAH şiddeti arttıkça atak sıklığı ve ağırlığı da artmaktadır. KOAH atak tedavisinde kısa etkili bronkodilatör ve antiinflamatuvar ilaçların ölçülü doz inhaler, kuru toz inhaler ve nebülizatör formları kullanılmaktadır. Nebül tedavisi, özellikle yaşlı, el-ağız koordinasyonu olmayan ve kısmen daha yüksek doz ilaca ihtiyaç duyan hastalarda tedaviye uyumu arttırmakla birlikte, ek maliyet yükü, teknik destek gereksinimi, enfeksiyona zemin oluşturabilme gibi olumsuz yanları da barındırmaktadır. Çalışmamızda, KOAH atak tanısıyla yatırılan ve nebül tedavisi kullanan hastaların özelliklerini ve nebülizatör kullanımının enfeksiyöz etyolojili atak sıklığıyla ilişkisini araştırdık. GEREÇ ve YÖNTEM: Hastanemizde 2016 yılında yatırılarak tedavi edilen KOAH atak tanılı, stabil dönem tedavisinde nebülize SABA/SAMA ve/veya İKS kullanan 100 ve ÖDİ/KTİ kullanan 100 olmak üzere toplam 200 hastada, yüz yüze 44 soruluk anket doldurularak hedeflenen veriler elde edildi. KOAH ve atağın tanı ve sınıflaması GOLD 2016 kılavuzuna göre yapıldı ve GOLD 2017 güncellemesi sonrası veriler revize edildi. Enfeksiyöz atak kararı; pürülan balgam varlığı, hemogramda lökositoz bulunması, CRP yüksekliği, balgam nonspesifik kültüründe üreme olması ve hastanın radyolojik incelemelerinde pnömoni varlığına göre verildi. Lokal etik kurul yazılı ve her bir hasta/yakınının sözlü onayı alındı. Hastaların demografik verileri, komorbiditeleri, nebülizatör kullanım özellikleri, GOLD evreleri, atak sıklıkları, dispne dereceleri, ataklardaki enfeksiyon durumu araştırıldı. BULGULAR: Çalışma döneminde hastanemize KOAH atak tanısıyla yatırılan hastalarda nebülizatör kullanım sıklığı 100/825 (%12.12) ve süresi ortalama üç (1-15) yıl idi. Nebülizatör kullanan hastaların % 69'u cihazı kendi edinmiş iken, % 31'i göğüs hastalıkları uzmanının yazdığı rapor ile temin etmişti. Hastalar, kullanım rahatlığı ve diğer tedavilere göre üstün etkinlik elde ettikleri için nebülizatör tedaviyi tercih ettiklerini ve de tedavinin etkinliğine inandıklarını (% 90) belirtmişlerdi. Hastaların sadece 36'sı (% 36) kullandıkları nebülizatörlerin düzenli bakımlarını yaptırmaktaydı. Hastalarımızın 33'ü (% 33) tedavide nebülize SABA/SAMA; 67'si (% 67) SABA/SAMA + İKS kullanıyordu. Çalışmamızda hastaların eğitim düzeyleri, sigara kullanma alışkanlıkları, ek hastalık varlığı, son bir yılda hastaneye yatış (servis ya da yoğun bakım) sayısı ve enfeksiyöz etiyolojili atak sıklığı açısından gruplar arasında faklılık saptanmadı. Nebülizatör kullananların 89'u (% 89) GOLD 2017 sınıflamasına göre D, 11'i (% 11) B-C grubu hastalardı (p=0.001). Zorlu ekspiratuvar volüm 1. saniye (FEV1) beklenen değeri nebülizatör kullanan hastaların 54'ünde (% 54) <%30, 38'inde (% 38) % 30-49 ve 8'inde (% 8) ise % 50 ile 79 arasında saptandı (p=0.0001). Nebül tedavisi alanların 79'u (% 79) USOT, 46'sı (% 46) NIMV, 45'i (% 45) her ikisini de kullanıyordu. Evinde USOT kullanan hastaların 79'unda (% 73,1) evde nebülizatör kullanımı mevcut iken; evinde NIMV kullananların 46'sında (% 74,2) evde nebülizatör kullanımı birlikteliği görüldü. Hastalarımızın 65'inde (% 32,5) bir önceki yıl grip aşısı uygulanmıştı ve bunların 41'i (%63,1) nebülizatör kullanıyordu (p=0.01). Hastalarımızın 25'inde (%12,5) pnömokok aşılaması öyküsü vardı ve bunların 19'u (%76) nebülizatör kullanıyordu (p=0.01). SONUÇ: Çalışmamızda nebülizatör kullanımı, semptom ve alevlenme riskinin yüksek olduğu GOLD C-D gruplarında daha fazla idi, ancak sadece 1/3'üne göğüs hastalıkları uzmanınca önerilmişti. Bu nedenle biz nebülizatörlerin, sahada daha sık ve kuralsız (tedavi kılavuzlarına uyulmaksızın) kullanıldığını düşünüyoruz. Çalışmamızın, bunun belirlenmesine yönelik kapsamlı başka araştırmaların yapılmasına, gerekli eğitimlerin hasta, hasta yakınları ve ilgili hekimlere verilmesine öncü olacağını ümit ediyoruz.