Gebeliğin hipertansif bozukluklarının tanısında klinik, biyokimyasal ve ultrasonografik parametrelerin analizi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NAZLI TUNCA ŞANLIER

Danışman: Elif Gül YAPAR EYİ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş: Gebeliğe özgü ve hala çözümlenememiş bir komplikasyon olan preeklampsi, genellikle gebeliğin 20. haftasından sonra başlar. Preeklampsi gelişimi için klinik risk faktörleri ile kombine edilen ve plasental büyüme faktörü (PlGF) ve çözünür fms benzeri tirozin kinaz-1 (sFlt-1) veya sFlt-1/PIGF dahil olmak üzere anjiyojenik belirteçlerle erken preeklampsi taramasının evrensel tarama için düşük pozitif öngörü değerine sahip olduğu bildirilmiştir; ancak, preeklampsi açısından yüksek risk taşıyan kadınlarda 20. gebelik haftasından sonra preeklampsiyi öngörmedeki faydaları belirsizdir. Bu çalışmanın amacı, yüksek riskli gebeliklerde preeklampsi/suprtimpoze preeklampsi gelişimini tahmin etmede tek bir anjiyojenik belirteç olan PlGF'nin prognostik değerini değerlendirmektir. Yöntemler: Bu çalışma Fetal Medicine Foundation Kriterlerine göre preeklampsi için yüksek risk faktörlerine sahip 168 tekil gebeyi içeren prospektif kohort bir çalışmadır: Preeklampsi tanısı konmamış ve yüksek riskli gebelerin 92'sinde (%54,76) kronik hipertansiyon, 12'sinde (%7,14) tip II diabetes mellitus, 8'inde (%4,76) tip I (diabetes mellitus (%0,59), birinde (%0,59) sistemik lupus eritematozus birinde (%0,59), kronik böbrek yetmezliği mevcuttu. Serideki 41 (24,40%) kadında ayrıca hipotiroidi tanısı ile izlenmekte idi. mevcuttu. Gebeler, 20 ila 29 (ortalama: 26,1 + 2,1) gebelik haftası arasında tabakalı rastgele örnekleme yoluyla çalışmaya dahil edildi. Demografik faktörler, obstetrik öykü, kullanılan ilaçlar, vücut kitle indeksi, kan basıncı takibi, hematolojik ve biyokimyasal parametreler, ultrason ve Doppler özellikleri (uterin arter ölçümleri, fetal biyometri, umbilikal arter ölçümleri ve plasenta kalınlığı) değerlendirildi. Tüm kadınlara serum PlGF örneklemesi yapıldı. Gebelik sonucu, doğum şekli ve perinatal sonuçlar kaydedildi. İstatistiksel analiz: Sürekli değişkenler ortalama, standart sapma, minimum) ve maksimum değerlerle, kategorik değişkenler (nitel değişkenler) frekans ve yüzde değerleriyle sunuldu. Çalışmada ele alınan nitel değişkenlerin istatistiksel analizinde ki-kare testi kullanıldı. Nicel değişkenlerin normal dağılıma uygunluğunu incelemek için Shapiro-Wilk testi kullanıldı. İki bağımsız grubun istatistiksel karşılaştırılmasında, normal dağılıma sahip nicel değişkenler için "Bağımsız örnekler T-testi", normal dağılıma uymayan değişkenler için "Mann-Whitney U testi" kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkiler "Pearson Korelasyon Analizi (normal dağılıma uyan değişkenler için)" veya "Spearman Korelasyon Analizi (normal dağılıma uymayan değişkenler için)" ile incelendi. Preeklampsi için risk faktörlerini belirlemek amacıyla, tek değişkenli analizlerde (T-testi, Mann-Whitney U veya Ki-kare) anlamlı bulunan değişkenler için "Çoklu Lojistik Regresyon Analizi" kullanıldı. Çoklu Lojistik Regresyon analizinde, modele dahil edilecek bağımsız değişkenleri seçmek için "geriye doğru seçim" yöntemi kullanıldı. Ayrıca, preeklampsi varlığı için PIGF düzeyinin kesme noktasını belirlemek amacıyla ROC analizi yapıldı. Tüm istatistiksel analizlerde, istatistiksel anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Kohorttaki 168 kadının 113'ünde (%67,3) preeklampsi (n=111) ve eklampsi (n=2) gelişti. Preeklampsi/eklampsi gelişen kadınlardan 10'unda ayrıca Hemoliz Yüksek Karaciğer Enzimleri ve Düşük Trombosit (HELLP) sendromu vardı. Üç kadında böbrek yetmezliği bir kadında kalıcı görme kaybı gelişti. Yüksek vücut kitle indeksi(p=0.012), ve nulliparite (p=0.006) preeklampsi gelişimi ile ilişkili bulundu (p<0,001). Preeklampsi gelişen gebelerde sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı ve ortalama arter basıncı, hematolojik ve biokimyasal değerlendirmede de Lökosit sayımları (p=0,028), üre (p=0,001), kreatinin (p=0,014), LDH (p<0,001) ölçümlerinin preeklampsi gelişmeyenlere göre daha yüksekti, PIGF ölçümü 20. gebelik haftası sonrasında ve yüksek riskli grupta preeklampsi öngörüsünde faydalıdır. PIGF değerleri preeklampsi gelişen gebelerde 130.3+ 29.5 (69.0-232.5), gelişmeyenlerde 247.0 ±5.5(99.5-501.3)bulunmuştur (p<0,001). ROC analizi ile 179,2 pg/ml'nin altındaki PIGF değerlerinde %93,3 duyarlılık ve %95,6 seçicilik saptanarak istatistiksel olarak anlamlı olan; pozitif öngörü değeri 98,8, negatif öngörü değeri 79,2, yanlış pozitif oranı 4,4 ve yanlış negatif oranı 6,7 ve doğruluk: 93,8 değerleri hesaplandı . Çoklu lojistik regresyon testleri 24 saatlik idrar proteini, PIGF ve ince plasentanın preeklampsiyi öngörmede risk faktörleri olduğunu ortaya koydu. 168 fetüsün 51'inde (%45,13) fetal büyüme kısıtlaması mevcuttu. Preeklampsi gelişen kadınların 107'si (%94,63) sezaryenle, altısı ise vajinal yolla doğum yaptı. Preeklampsili annelerin bebeklerinin gebelik yaşı, doğum ağırlığı, boyu ve APGAR 1. ve 5. dakika skorları preeklampsisi olmayan annelere göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,001). Sonuçlar: Düşük PlGF < 179,2 pg/ml ölçümleri yüksek riskli gebelerde ortaya çıkabilecek preeklampsi/eklampsi ve ilişkili komplikasyonlarının öngörülmesi, sıkı takip ve hastaneye yatırılırılarak izlem için.20. hafta sonrasında akılcı yaklaşım olabilir. Genel topluma uygulanması ile ilgili randomize, çok merkezli ve kapsamlı çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: maternal adverse sonuçlar; angiyojenik faktör ; plasental büyüme faktörü; preeklampsi; PlGF; eklampsi