Tirotoksikozu olan hastalarda kardiyovasküler riski değerlendirmede fraktalkin düzeyi etkinliği
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, GÜLHANE TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MUHAMMED ATMACA
Danışman: Neşe ERSÖZ GÜLÇELİK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Tirotoksikoz sık rastlanan kronik bir hastalıktır ve tüm yaş gruplarını etkilemektedir. Tirotoksikozu olan hastalar birçok risk altındadır. Bu risklerden en önemlisi, ciddi mortalite ve morbidite nedeni olanı ise kardiyovasküler hastalık riskidir. Tirotoksikozu olan hastalarda kardiyovasküler hastalık riskinin tirotoksikozun tedavisi sonrasında bile artmış olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle kardiyovasküler hastalık riski olanların önceden tanınması etkin takip ve tedavi açısından önem arz etmektedir. Bu riskin iyi tanımlanması, etkin şekilde azaltılması ve erken teşhisi, preklinik kardiyovasküler hastalığa ilerlemesini önlemek için bir fırsat penceresi sağlar. Bu nedenle tirotoksikozu olan hastalarda kardiyovasküler riski öngörmek için etkin belirteçlere ihtiyaç duyulmaktadır. Tiroid hormonları endotel üzerinde kritik eylemlere aracılık eden reseptörlere bağlanarak vasküler sistemde birçok kemokin ekspresyonuna neden olabilmektedir. Bu reseptörlerden en önemlisi endotel üzerinde olan integrin αvβ3 'tür. Fraktalkin sentezi ve salınımı da hücre yüzeyindeki integrin αvβ3 aracılığıyla tiroid hormonu tarafından düzenlenebilmektedir. Fraktalkin, reseptörden bağımsız olarak integrin αvβ3'e bağlanarak integrin aktivasyonuna neden olabilmektedir. Fraktalkin bağlanma yeri ile tiroid hormonlarının bağlanma yeri birbirlerine çok yakın olmasından dolayı fraktalkin bağlanmasının tiroid hormonu tarafından etkilenebileceğini düşüncesiyle birçok hipotez sunulmuştur. Biz de bu çalışmada tirotoksikozu olan hastalarda tiroid hormon artışın fraktalkin ekspresyonuna ve dolayısıyla kardiyovasküler hastalık gelişme riski artışına etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniklerine başvuran yeni tanı alan tirotoksikoz hastaları dahil edilmiştir. Bu hastalarda kardiyovasküler durumu değerlendirmek amacıyla karotis intima media kalınlığı ölçülmüş, ekokardiyografik değerlendirme yapılmış ve fraktalkin düzeyi için kan numuneleri alınmıştır. Hastaların laboratuvar verileri, sosyodemografik özellikler, elektrokardiyografik bulgulara hasta dosyaları üzerinden ulaşılmıştır. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş ve üstü toplam 82 birey dahil edilmiştir. Tirotoksikozu olan hasta grubunda 41 hasta, kontrol grubunda ise 41 sağlıklı birey yer almıştır. Sosyodemografik özelikler açısından yaş ve cinsiyet, gruplar arasında benzer özellikteydi (sırasıyla p=0,077 ve p=0,103). Laboratuvar bulguları açısıdan kontrol denekleriyle karşılaştırıldığında, hasta grubu daha yüksek glukoz (71-120) (P=0,001), daha düşük üre (P= 0.015), kreatinin (P < 0.001), total kolestorel (P < 0.001), LDL (P < 0.001) ve hemoglobin ( P= 0.002) seviyesine sahipti. Hasta grubunda kontrol grubuna kıyasla serum fraktalkin düzeyi (p=0.01), karotis intima media kalınlığı (p= 0.001), sol atriyal volüm indeksi (p=0.009) ve sol ventrikül kitle indeksi (p=0,01) anlamlı olarak farklı saptanmıştır. Serum fraktalkin ile karotis intima media kalınlığı ortalaması arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı bir korelasyon saptandı (R: 0,382, p=0,028). Sonuç: Tirotoksikoz hastaları yeni tanı anında bile yüksek kardiyovasküler risk altında olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bizim çalışmamızda incelediğimiz kardiyovasküler risk göstergeleri arasında tirotoksikozu olan hastalarda subklinik ateroskleroz ve diyastolik disfonkiyonu gösteren parametrelerin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Tirotoksikozu olan hastalar artmış kardiyovasküler hastalık riskine sahip olup, serum fraktalkine düzeyleri de yüksek olduğu görülmüştür. Fraktalkin düzeyi ve diğer parametreler arasındaki ilişki incelendiğinde fraktalkin düzeyi ve karotis intima media kalınlığı arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Serum fraktalkin düzeyinin yüksekliği bu hastalarda artmış aterosklerotik hastalık riskini gösterebilmektedir. Diyastolik disfonksiyon ile fraktalkin düzeyi arasında ilişki olmaması ise diyastolik disfonksiyon gelişiminde fraktalkin düzeyinden daha farklı mekanizmalarla gelişebileceğini düşündürmektedir. Örneklem sayısının daha yüksek olduğu çalışmalar ile bu ilişkilerin doğrulanıp tanı ve tedaviye yönelik araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır