Jinekolojik kansere bağlı alt ekstremite sekonder lenfödemi olan hastaların komplet dekonjestif tedavinin idame fazına uyumu ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: EYVAZ MAMMADOV
Danışman: Meltem DALYAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş ve Amaç: Lenfödem, lenfatik sistemin taşıma kapasitesinin bozulması sonucu interstisyel dokuda protein açısından zengin sıvı birikimi ile karakterize kronik bir hastalıktır. Özellikle jinekolojik kanserlerin cerrahi ve radyoterapi içeren tedavi yaklaşımları pelvik ve inguinal lenfatik drenajı etkileyerek alt ekstremite sekonder lenfödemi gelişimine yol açabilmektedir. Jinekolojik kanser tedavisi sonrası gelişen alt ekstremite lenfödemi bireylerde ağrı, ağırlık hissi, fonksiyonel kısıtlılık ve yaşam kalitesinde azalma gibi önemli sorunlara neden olabilmektedir. Lenfödem tedavisinde en yaygın kullanılan konservatif yaklaşım Komplet Dekonjestif Tedavi (KDT) olup tedavinin başarısında idame fazına uyum önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada jinekolojik kansere bağlı alt ekstremite sekonder lenfödemi olan bireylerde KDT'nin idame fazına uyum düzeyinin değerlendirilmesi ve tedaviye uyumu etkileyebilecek faktörlerin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tasarıma sahip bu çalışmaya Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinde takip edilen jinekolojik kanser tedavisi sonrası gelişen sekonder alt ekstremite lenfödemi bulunan toplam 80 hasta dahil edilmiştir. Hastaların klinik özellikleri, ekstremite hacim ölçümleri, lenfödem ile ilişkili semptomları, yaşam kalitesi ve KDT'nin idame fazı bileşenlerine uyum düzeyleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya jinekolojik kansere bağlı alt ekstremite sekonder lenfödem tanısı bulunan toplam 80 birey dahil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 60,43±10,10 yıl ve vücut kitle indeksi ortalaması 31,20±5,93 kg/m² olarak bulundu. Olguların büyük çoğunluğunda endometriyum kanseri (%68,6) tanısı mevcuttu ve hastaların önemli bir kısmına pelvik/paraaortik lenf nodu diseksiyonu uygulanmıştı. Ortalama lenfödem süresi 43,19±45,07 ay olarak belirlenirken hastaların %42,5'inin evre II, %37,5'inin evre I ve %20,0'sinin evre III lenfödem evresinde olduğu saptandı. En sık bildirilen semptomlar ağırlık hissi, uyuşma, karıncalanma, şişlik ve donuk/künt ağrıydı. KDT'ye toplam uyum incelendiğinde bireylerin %72,5'inin orta, %17,5'inin yüksek ve %10'unun düşük düzeyde uyum gösterdiği belirlendi. KDT'ye uyum düzeyi ile bazı lenfödem semptomları arasında anlamlı ilişki saptandı; yüksek uyum gösteren bireylerde şişlik, ağırlık hissi ve donuk/künt ağrı oranlarının daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Ayrıca KDT'ye uyum düzeyi ile LYMQOL semptom puanları arasında anlamlı farklılık tespit edildi ve uyum arttıkça semptom skorlarının azaldığı görüldü (p=0,013). Ekstremite hacim değişimleri incelendiğinde, KDT'ye uyumu yüksek olan bireylerde hacim azalmasının daha belirgin olduğu, düşük uyum gösterenlerde ise hacim artışı görülebildiği saptandı (p<0,05). Tedaviye uyumu zorlaştıran başlıca faktörler ise yorgunluk, zaman eksikliği ve sosyal destek yetersizliği olarak belirlendi. Sonuç: Jinekolojik kansere bağlı alt ekstremite sekonder lenfödemi olan bireylerde KDT'nin idame fazına uyum düzeyinin çoğunlukla orta düzeyde olduğu görülmüştür. Tedaviye daha yüksek uyum gösteren bireylerde lenfödem semptomlarının daha az görüldüğü ve ekstremite hacminde daha belirgin azalma olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte yorgunluk, zaman eksikliği, sosyal destek yetersizliği ve tedavi materyallerine erişimde yaşanan güçlüklerin tedaviye uyumu olumsuz etkileyebildiği saptanmıştır. Bu bulgular, jinekolojik kanser tedavisi sonrası gelişen alt ekstremite lenfödemi olan bireylerde KDT'nin idame fazına uyumun artırılmasının klinik sonuçların iyileştirilmesi açısından önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca hasta eğitiminin güçlendirilmesi, öz bakım becerilerinin desteklenmesi ve sosyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi tedaviye uyumu artırabilecek önemli yaklaşımlar olarak değerlendirilebilir.