Konservatif olarak tedavi edilmiş torakal/torakolomber/lomber ao spine tip A3 ve A4 patlama kırığı olan hastaların 1 yıllık takip sonuçlarının değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAĞCILAR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, BEYİN-SİNİR VE OMURİLİK CERRAHİSİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ALPER OLGUN
Danışman: Nuri Serdar BAŞ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışmada, torakal, torakolomber ve lomber bölgedeki AO Spine tip A3 ve A4 patlama kırığı olan hastaların konservatif tedavi ile bir yıllık izlem sonrası kompresyon oranı, kama açısı, bölgesel kifoz ve sagittal indeksteki değişiklikleri değerlendirmek amaçlandı. Metod: Bu retrospektif çalışmada, İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde konservatif olarak tedavi edilen torakal, torakolomber ve lomber bölge patlama kırığı olan 56 hasta değerlendirildi. Araştırma, 15 yaş ve üzeri, operasyon geçirmemiş ve konservatif tedavi görmüş hastalarda yapıldı. Kompresyon oranı (KO), kama açısı (KA), bölgesel kifoz açısı (BKA) ve sagittal indeks (Sİ) ölçümleri travma sonrası erken dönemde ve 1 yıllık takip sonunda değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 53,91'di, hastalar cinsiyet bakımından eşit dağılmıştı. Kırıkların % 67.8 i L1 ve T12 seviyesinde yerleşmişti. Olgular ortalama 5 ay (1-12 ay) süreyle TLSO tip korse kullandı. Erken dönemde tüm hastalarda KO ortalama %23,40 iken, geç dönemde %36,12'ye yükseldi (p= 0,034). KA erken dönemde ortalama 12,55 iken, geç dönemde yükseldi (13,60; p=0,050). BKA ve Sİ de geç dönemde anlamlı olarak yüksekti (BKA erken ve geç dönemde sırasıyla, 12,67 ve 17,00; p=0,480; ,132; Sİ erken ve geç dönemde sırasıyla, 12,40 ve 17,23; p=0,199; 0,254). Geç dönem KO 60 yaşından küçük hastalarda daha düşük bulundu (sırasıyla 30,04±14,32 ve 43,91±14,55, p = 0,001). Kadın hastalarda erken ve geç KO erkeklere kıyasla daha yüksekti (sırasıyla, p = 0,023, p = 0,005). Hiçbir ölçüm ek hastalık varlığıyla ilişkili değildi. Erken dönem KA osteoporoz olan olgularda daha düşük saptandı (sırasıyla 10,56±3,15 ve 13,41±3,28, p=0,004). AO tip A3 ve A4 tipi kırıklar arasında parametrelerin değişmesi açısından anlamlı farklar izlendi. A3 tip kırıklarda geç dönemde BKA ve KA erken döneme göre anlamlı yüksekti (BKA erken ve geç dönem ortalamaları sırasıyla 12,38 ve 16,15; p=0,480 ve p=0,132; KA erken ve geç dönem ortalamaları sırasıyla 12,65 ve 14,85; p=0,626 ve p=0,050). Buna karşılık tüm hasta grubunda ve her iki kırık türünde A4 tipi kırıklarda Sİ takipte belirgin artış gösterdi (tüm hastalarda erken ve geç Sİ ortalaması sırasıyla 12,40 ve 17,23; AO tip A3 kırıklarda 12,15 ve 16,59; AO tip A4 kırıklarda 14,80 ve 20,59, p=0,199 ve p=0,254). Takiplerinde hastaların hiçbirine cerrahi önerilmedi, konservatif olarak takip edildi. Sonuç: AO Spine tip A3 ve A4 patlama kırığı olan hastaların konservatif tedavi sonrası bir yıllık izleminde, KO, KA, BKA ve Sİ değerlerinde anlamlı artış gözlendi. Ancak hiçbirinde instabilite gelişecek derecede artış izlenmedi, hiçbir olguda cerrahi gerekmedi. Araştırmamız sonucunda AO tip A3 ve A4 patlama kırıklarının ameliyat edilmeksizin güvenle izlenebileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: AO Spine, konservatif tedavi, patlama kırığı, torakolomber kırıklar