Kronik lenfositik lösemi hastalarının tanı, tedavi süreçleri ve sekonder maligniteler ile ilişkili klinik ve laboratuvar bulgularının retrospektif analizi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MEHMET UFUK KARAASLAN

Danışman: Betül ERİŞMİŞ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Kronik lenfositik lösemi (KLL), erişkinlerde en sık görülen lösemi türü olup B lenfositlerin klonal proliferasyonu ile karakterize, genellikle indolent seyirli bir hastalıktır. Bu çalışmada merkezimizde KLL tanısı alan hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri, sağkalım sonuçları ile sekonder malignite gelişiminin sıklığı, türleri ve olası risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019 – Aralık 2024 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi İç Hastalıkları ve Hematoloji Klinikleri'ne başvuran 708 hastanın verileri taranmış; ek primer malignitesi bulunan, veri eksikliği olan veya KLL tanısı netleşmeyen 444 hasta dışlanarak 264 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Tanı, periferik kanda ≥5.000/mm³ B lenfosit varlığı ve akım sitometride CD5/CD19/CD20/CD23 pozitifliğine, evreleme ise Rai sistemine göre yapılmıştır. Klinik, laboratuvar ve moleküler veriler hastane bilgi kayıt sistemi üzerinden retrospektif olarak kaydedilmiştir. Sağkalım ve sekonder malignite analizleri Kaplan-Meier yöntemiyle, bağımsız risk faktörleri Cox regresyonuyla belirlenmiştir (SPSS 26, p<0,05). Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 63,88±11,79 yıl olup %57,6'sı erkekti. Komorbidite oranı %63,6 idi; en sık hipertansiyon (%70,8) ve diabetes mellitus (%39,9) saptandı. Hastaların %85,7'si erken evrede (Rai 0–2) tanı aldı. IGHV unmutated oranı %55,6, del(17p) %10, TP53 pozitifliği %11,3 olarak bulundu. Ortalama genel sağkalım süresi 25,68±22,21 ay, mortalite oranı %14,3 idi. Sekonder malignite 264 hastanın 15'inde (%5,68) gelişmiş olup en sık gastrointestinal sistem maligniteleri (%33,3) saptandı. Tek değişkenli analizde LDH, albümin, üre ve ECOG skoru sekonder malignite ile ilişkili bulunurken, çok değişkenli analizde yalnızca LDH düzeyi bağımsız risk faktörü olarak anlamlılığını korudu (HR=6,905, p<0,001). Sonuç: KLL'de sekonder malignite gelişimi yalnızca hastalık evresi, süresi veya tedavi maruziyetiyle değil, tümör yükünü ve immün disregülasyonu yansıtan biyokimyasal parametrelerle de yakından ilişkilidir. Serum LDH düzeyinin bağımsız bir risk faktörü olarak saptanması, bu belirtecin rutin izlemde daha aktif biçimde kullanılması gerektiğine işaret etmektedir. Erken evre ağırlıklı hasta grubumuzda bile belirgin bir sekonder malignite yükü olması, izlem stratejilerinin yalnızca KLL progresyonuna değil, eşzamanlı malignite riskine de odaklanması gerektiğini ortaya koymaktadır.